sonsuzlukta bir mola yeri

Search

Twitter feed

93 yaşında bir Türk Yogisi: Yogi Kazım “Yaşlılık 120 yaşında başlar”

 image


Yazı: Aycan Aşkım Saroğlu

Fotoğraflar: Güven Polat

Sanırım 2007 yılıydı, sevdiğim dostlarımdan Candan’la Bodrum’da Gümüşlük’te ve Limon’daydık… Akşamdı ve hava mis gibiydi. Gümüşlük ilk gittiğim 1997 yılından beri, o zamanlar Gezi National Traveler Dergisi’nde çalışıyordum, bana her zaman çok ruhsal bir enerji vermiştir… Dergi için bir gezi yazısı yazmaya gitmiştim. O zamanlar kimseler bilmiyordu, bugünün gözde mekanı Gümüşlük’ü…

Antik Myndos kalıntılarının olduğu bu küçük ve 60’lı yıllardan kalma gibi bir havaya sahip, minik ama şahane balıkçı köyüne olan aşkımı bir başka yazıda anlatayım isterseniz… Zaten bu konuda da yazdım ‘Gümüşlük, Tuzlum Benim’ diye bir yazı… Şimdi hali hazırda Yogi Kazım’ı tanıma serüvenime devam edeyim. Candan, küçük yaşta geçirdiği çocuk felcini iyileştiren Yogi Dayısı’ndan bahsetti…

‘Nasıl yani’ dedim ‘sende böyle bir hastalık mı vardı?.’

‘9 yaşıma kadar demir ayakkabılar giydim.’

'Yogi Dayı mı?' dedim. 'Evet' dedi 'beni iyileştiren Yogi Dayım, Yogi Kazım…' Ben ilk kez adını duyuyordum ama meğer Yogi Kazım, bir ekol, bir ilham, bir nurlu kişiymiş… İşte bu vasıtayla tanıştık Yogi Kazım ve sevgili ailesi ile… Aşağıda onunla yaptığım iki röportajı bulacaksınız…. Biri Akşam Gazetesi’ndeyken yapılmış 2007’de, biri de geçtiğimiz yıl Aktüel dergisi ve Sabah Gazetesi için yaptığım. Her ikisini de sırayla okuyun derim. Böyle bir Türk Yogisi’ni hem Türkiye’de hem de dünyada herkes tanımalı. Yogi Kazım’dan öğreneceğimiz çok şey var… Saygılarımla ve sevgimle…

 image

(AKŞAM RÖPORTAJI 2007)

Yıl 1968, genç kadının babasız büyüttüğü 10 yaşındaki kızı çocuk felci. Bacakları çelimsiz ve incecik… Demir ayakkabılar giyiyor. Doktor doktor çare arayan kadının, bir gün rüyasına bir adam girer. Heybetli, güçlü bir adam. Adam “kızını iyileştirebilirim” der kadına. Kadın rüyasındaki yüzden öyle etkilenir ki, Tabipler Odası’na gidip, doktor resimlerine bakmayı düşünür. Ancak kapı çalınır, komşusu “çocukların okuluna bir zat gelmiş, bedeniyle gösteri yapıyormuş. Sakatları, felçlileri iyileştirebildiğini söylüyormuş” der. Kadın okula koşturur. Onu görünce, rüyasındaki adam olduğunu anlar, kızını ona teslim eder. Bir süre sonra küçük kız demir ayakkabılarını atar, incelen bacağı kalınlaşır ve yürümeye başlar. Adam artık onun ‘Yogi dayısı’ olmuştur, annesinin de manevi kardeşi…

Yaşanmış bu hikayeyi yeni duydum. Öyküdeki küçük kızı da tanıyorum ama bazı nedenlerden ötürü ismini veremiyorum. İnsan böyle bir hikayeyi duyduğunda, onun kahramanıyla tanışmak istiyor ve ben de öyle yaptım. Türkiye’de bir dönem mucize adam olarak ünlenen, kralları, kraliçeleri, ünlüleri iyileştiren 87 yaşındaki Kazım Gürbüz ya da bilinen ismiyle Yogi Kazım’la tanıştım. Halihazırda öğretisini sürdüren Yogi Kazım bir dönem hem Türkiye hem de dünya basınını kasıp kavurmuş. Eşi Ülkü ve kızı Hikmet de onun yolundan gidiyor, ikisi de yoga öğretiyor. Ama gelin isterseniz hikayenin başından başlayalım!

HİMALAYALAR’DA 20 YIL

Hayatı başlı başına roman, film konusu olabilecek Yogi Kazım 1920’de Adana’da doğar. 10 yaşındayken dedesi Taşkentli Yogi Seyit Ali onu Himalayalar’a götürür. Burada hocası Sivam Simavi tarafından 20 yıl süren bir ‘ruh ve bedeni denetim’ dersi alır. O dönemle ilgili açıklama yapmayı sevmeyen Kazım Gürbüz sadece bütün dünya nimetlerinden mahrum olduğunu söylüyor. Yalnızca meyve yiyerek geçirdiği zamanlar olduğunu anlatıyor ve “Bir nevi üniversite okuyorsun. Bilinçaltı diploması alıyorsun. Bedenin bilinmeyenlerini bilinçaltına programladım” diyor ve ekliyor “Tanıyanlar bilir, bakarsınız su içmem, yemek yemem. Dalmışım. Çiftliğimize gider, doğayla toprakla enerji alışverişi yaparım” diyor.

Uzun eğitimden sonra, Türkiye’ye dönen Yogi Kazım fizik tedavi ve yoga derslerine başlar. O sıralarda Milli Eğitim Bakanlığı’nın izniyle Türkiye’nin çeşitli okullarında çocuklara yoga dersleri de verir. Zaten küçük kızla tanışması da bu sayede olur. Almanya’ya ve İngiltere’ye gider. Almanya’da bir yoga okulu açar. Nortwest Üniversitesi’nde de ders verir. Basının göz bebeğidir. Gün geçmez ki hakkında bir haber çıkmasın. Birçok felçli insanı tedavi eder. Suud Kralı İbni Suud’u ve Hollanda Kraliçesi Juliana’yı iyileştirmesi büyük haber olur. Ama asıl ününü 1984 yılında, felçli Fildişi Sahili Cumhurbaşkanı Felix Bolgav’ı dört gün içinde yürütmesiyle yapar. O artık bir efsanedir.

CEM BOYNER, MERMERCİLER VE MUHAMMED ALİ

Bild, Quick, Stern gibi gazete ve dergilerde adından söz edilir. Dünyanın birçok ülkesine tedavi için çağrılır. Kontları, kontesleri iyileştirir, kaymak tabakadan birçok dostu vardır. Konuşmanın bir yerinde, hoca herkesin bir misyonu olduğunu söylüyor ve konu Sakıp Sabancı’ya geliyor, ondan dostum diye bahsediyor. “Benim çok dostlarım vardır” diyor, Cem Boyner’le, Mermerci ailesiyle tanıştığını anlatıyor. Şu sıralarda öğrenci yetiştiren hocanın en önemli öğrencilerinden biri, türkücü İzzet Altnmeşe. Meğer Müslüm Gürses de bir ara hocanın rahle-i tedrisinden geçmiş. “Müslüm küçücüktü elime geldiğinde” diyor.

Almanya’dayken ünlü boksör Muhammed Ali Clay’le de bir süre çalışmış. Çok daha sonra Muhammed Ali, parkinsona yakalanınca Türkiye’ye gelip hocanın tedavi etmesini istemiş ancak “Çok işime karıştılar, doktorları seanslarda bulunmak istedi. Bu sonuçta ruhsal bir durum, o yüzden olmadı” diye anlatıyor. Bunlar onun yaşadıklarının bir parçası ama kuşkusuz onun mucizelerinden biri de geçirdiği kazadan sonra kendisini iyileştirmesi.

Yıllardan 1961’dir, büyük bir trafik kazası geçirir. Beli kırılır, belden aşağısı tamamen felçtir. Doktorlar durum tümmüyle ümitsiz derler…

“İrade haricinde, bedenimin tüm merkezlerini kontrol eden biriyken kaza geçirdim. Sakatlığa, ölüme mahkum oldum. Belden aşağım tutmuyordu. O zaman dedim ki ‘bedene hakimiyet mesleğimse, bunu yenmeliyim’. Kendi üzerimde deneyler yaptım. Gördüm ki, ruh dediğimiz o muhteşem enerjiyi, enerji olmayan yere gönderebilirsek, kaybettiğimiz şeyleri yeniden üretebiliyoruz. Tıbba göre bu mümkün değil. Ama mümkün. Bunu yapan insanın beynindeki güç değil mi? O zaman bu gücü niçin kendi bedenimizde kullanmıyoruz. Ben başardım. Başarmak isteyen de başarabilir. ”

Birçok mucizeye imza atan Yogi Kazım yaptıklarının bir bilim olarak incelenmesini istiyor. 87 yaşında olmasına rağmen 50’lilerinde gösteriyor. Jipine atlıyor, köpeğiyle geziyor. Bedenini 60 santime kadar küçültebiliyor. Gürbüz’e “Yogi ne demek?” diye sorduğumda “Yogi ileri derecede tekamül etmiş keşiş anlamına gelir. Ama ben Türk ve Müslüman’ım. Avrupa’da Türk olmasaydım, bir numara olabileceğimi söylüyorlardı.” 

Birkaç yıl önce İngiltere’de kendisine kanser teşhisi konmuş. Apar topar ameliyata alınmış ve vücudunu açtıklarında sol böbrek üstü bezini, pankreasın bir bölümünü, dalağını almışlar. Ve teşhisi koymuşlar; kesinlikle spor yapamaz, çok da uzun yaşamaz. “Doktorlara, görüyorsunuz sapasağlamım hani benim gibi insan spor yapamazdı. Benim üzerimde deney yapın dedim. Ama yapmadılar” diyor. Peki bu güç nereden geliyor? “Kuran’da, ‘merak mı ediyorsunuz arayın bulun, ben size sonsuz güç verdim, hiçbir yarattığıma vermediğim ruhumun zerresini size verdim’ deniyor. Evrende, bir insan ömrünün çözmeye yetmeyeceği kadar çok gerçek var. Bizim için sır olan bu gerçekleri yeryüzündeki bilim nasıl buluyorsa, insan muhayyilesi de bulabilir. Ömrüm yeryüzünde kalmama müsaade ettiğince hepsini anlatacağım. Kanseri yok eden de beyindeki güç… Ben diyorum ki bedende sayısız düşman var. Selülit de fazla kilo da bedenin düşmanı. Gazlar, toksinler… Enerjinin besleme yollarını yok ediyor.

ENERJİSİ YÜKSEK BİR AİLE

Yogi Kazım’ın eşi de yoga hocası. 20 yaşında evlenen ve şu anda 50 yaşında olan Ülkü Gürbüz, ikisi erkek biri kız üç çocuk annesi. Kızları Hikmet de yoga ile uğraşıyor. 1976 yılından beri yogayla ilgilenen Ülkü Gürbüz, Yogi Kazım’ın özel sisteminin yanı sıra Hindistan’daki Vivekananda Yoga Üniversitesi’nden de diploma almış. Şu anda kızı Hikmet ile birlikte Nirvana adında bir salon işletiyor. Aynı zamanda Bahçeşehir Belediyesi’nde yoga dersi veriyor. Haftada bir gün Beko çalışanlarına iş çıkışı yoga öğretiyor.

Ülkü Gürbüz kocasıyla birlikte birçok seyahate gitmiş, Kuveyt’de, El Sabah ailesinin kızkardeşlerinin tedavisine gitmişler. Eskiden Montana’da hem kayak yapar hem de orada kalanların bakımıyla ilgilenirlermiş. Gürbüz yoganın ona büyük bir huzur verdiğini söylüyor. Profesyonelliğin yanı sıra haftada iki gün de kendisi için yoga yaptığını anlatıyor.

29 yaşındaki kızları Hikmet de aile mesleğini seçmiş. O da babası ve annesinin yolundan gidiyor. Gerçekten enerjileri yüksek, inanılmaz sağlıklı, tatlı bir aile… İnsanın kalkıp hemen yogaya başlayası geliyor!

Stres yaşı 3’e indi

“29 yaşındayım. 30 senedir yoga ile uğraşıyorum. Çünkü annemin karnındayken başlamış yoga serüvenim. İki aylık bir kızım var. O da benim karnımdayken yoga yaptı. Hiç bırakmadım yogayı. Şimdi de anaokullarına, 3-5 yaş arası çocuklara ve ilkokul öğrencilerine yoga dersi veriyorum. Günümüzde öyle oldu ki, stres yaşı 3’e indi. O yaşta çocuklar bile esnekliklerini kaybediyorlar. Onlara aslında bildikleri ama büyüdükçe unuttukları doğru nefes almayı öğretiyoruz. Hayal kurduruyoruz. İlk yoga eğitimimi babamdan aldım ama sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yoga bence kendini bulmaktır, neden yaşıyorum diye düşünmek ve cevabında mutlu, huzurlu olmayı seçmektir. Huzurdan ayrılmamak yoga demektir, huzuru arayan ve bulan insan da gerçek bir yogidir”.

***** 

Evrenin sırlarını arıyorum

Yogi Kazım bütün şifaları kendi üzerimde denediğini sonra sonra insanlara ilettiğini söylüyor. “Kızım yogaya yöneldi. Kendisi istedi. O da bilir ki, bu işte zirve yoktur. Bedenimizde bir sistem var, buna tıp sinir sistemi diyor, o sistem olmasaydı enerji nasıl bedeni beslerdi? Vücuda bakmayıp ihmal ettiğinizde ruh dediğimiz enerji, sistemi besleyemiyor ve ömür kısalıyor. Kızımla eşim benim sistemimi sürdürüyor ama yakında bir olay daha yaratacağım. Zamanım var, daha gencim.”

Yogi Kazım sayısız felçli hastaya yardım etmiş, çok insanı ayağa kaldırmış ama şu anda bu işi yapmıyor, çünkü yetişemiyor ve nedenini şöyle açıklıyor: “İnsanlar sokaklarda yattı, kapımın önüde kuyruk oldu ama artık yardımcı olamıyorum. Şu anda sağlıklı ve mutlu yaşamakla ilgileniyorum. Vaktimi evrenin sırlarını aramakla geçiriyorum” .

image

Yaşlılık 120 yaşında başlar…

(AKTÜEL VE SABAH RÖPORTAJI)

Yogi Kazım namı diğer Kazım Gürbüz en son Kartalkaya’da ailesiyle öğrencileriyle kayak yaparken kameralara yansıdı. Kendi sistemi YOKA (Yogi Kazım’ın harfleri) ile bugüne kadar felçlilerden MS hastalarına, omurilik problemlerinden kas problemlerine birçok kişiye şifa dağıtan, dünya çapında tanınmış ilk Türk Yogisi, 92 yaşındaki Yogi Kazım’la ve kendisi de Yoga eğitmeni olan Ülkü Gürbüz ve kızları Hikmet Sezgin Gürbüz’le sistemlerinin inceliklerini ve genç kalmanın sırlarını Türkiye’nin en iyi haber dergisi Aktüel için konuştuk.

AYCAN AŞKIM SAROĞLU


Fotoğraflar: Güven Polat 


Yogi Kazım, 1920 Adana doğumlu. 4 yaşında Kur’an’ı hatmetti. 20 yıl dünya nimetlerinden uzak Himalayalar’da irade ve nefs eğitimi alıp, vücudun uzuvlarını kontrol altına almayı öğrendi. 1961’de geçirdiği bir trafik kazasında beli kırıldı. Tıp otoriteleri ömür boyu sakat kalacağını, vücudunun belden aşağısının fonksiyonunu yitirdiğini söylediler. Geliştirdiği farklı tedavi yöntemlerini bedeninde uyguladı. İyileşti. Bu durumu manevi bir sınav olarak kabul etti, sakat kalmanın acısını yaşamış bir yogi olarak insanlığa faydalı olma konusunda kendini borçlu hissetti ve sağlıklı yaşamak üzerine bir proje başlattı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayı ile ilk ve orta öğretim okullarında konferanslar verdi. 


10 yıl Türkiye’yi dolaşarak kendi sistemi “YOKA” (Yogi Kazım’ın kısaltılmış hali), yogilik ve vücut hakkında bilgiler verdi. Rabıtaya girerek (trans hali) beyinsel enerjisini parmakları aracılığıyla karşısındaki kişiye aktararak, olabildiğince, sinirleri uyarabiliyor. Bu özellikleri bakımından yalnız Türkiye’de değil, dünyada da onun branşında bir yogi daha yok. “Ben yogiliğe kendi özümden ve dini inancımdan da birçok gerçekleri katarak, bedenime daha fazla hakimiyet kurabilmeyi başardım. Yogiliğin en yüksek kademesi olan 8. kademeye geldikten sonra, yogilerin yapabileceklerinin dışında, kendi geliştirdiklerimle 9. kademeye ulaştım.

Onları da kullanıyorum. İnanarak uyguladığım ASİNYİD gerçeklerinde her harfin bir anlamı vardır: Allaha inanmak, Sabretmek, İrade gücü, Nefse hakimiyet, Yaratıcı olmak, İlim, Doğuş.”

Yaşamının yaklaşık 30 yılını yurt dışında geçiren Yogi Kazım Gürbüz’ün başarıları dünyaya yayıldı. Birçok devlet başkanı, ünlü sanatçılar, yabancı diplomatlar genç kalmak, sağlıklı ve uzun yaşamak için ya da tıbbın çare bulamadığı sorunlar yüzünden peşine düştüler. 1968’de Suudi Arabistan Kralı İbn-i Suud, 1984 yılında Fildişi Sahilleri Cumhurbaşkanı Tıp Doktoru Felix Hupet Boigny ve daha pek çok ünlü kişi inanılmaz imkanlar sağlayarak, devamlı yanlarında kalmasını teklif etti.

2001 yılında yaşadığı besin zehirlenmesi sonrasında hızla kilo kaybeden Yogi Kazım’a doktorlar kanser teşhisi koydular. Geçirdiği ameliyat sonrasında sol böbreği, dalağı ve pankreas kuyruğu alındı. Her iki böbrek üstü bezi olmayan Yogi Kazım’a artık her türlü hareket yasaktı.

Yogi Kazım, doktorların bu önerisine “Hayır!” dedi. Kanser olduğuna da inanmıyordu. Çok kilo kaybetmişti, yürümekte bile zorlanıyordu ama o, yine de kendini yenileyeceğine, beynindeki güçle bedenini kontrol edebileceğine inanıyordu.

Organlarının alınması, Yogi Kazım’ın hayatındaki ikinci dönüm noktası oldu. Ya kenara çekilip hayatı uzaktan seyredecek ya da eskisi gibi hayatın tam ortasında, aktif bir şekilde var olacaktı. Sadece kendisi için değil dünya insanları için de, çalışmalarına ve deneyimlerine devam edecekti. İyileşti ve halihazırda bilgisini insanlara aktarmaya devam ediyor.

Himalayalar’daki eğitiminizden bahsetsek!



O günler geçti bitti, Avrupa’daki yaşantım bana dünü değil, bugünü ve yarını düşünmeyi öğretti. Kalkınmış ülke insanları dahi mutsuz. Çünkü iç benlikleri hakkında bilgileri yok. Bir insan 65 yaşında ihtiyarlayacaksa, niye o kadar çalışıp emekli olsun ki! İnsan yeryüzü nimetlerinden istifade ederek, yaşamak istiyorsa, 65 yaşı gençlik yaşı olarak şiar edinmesi lazım. Ölümü Allah bilir ama bir insan 100-120 yaşı genç olarak yaşayabilmeli, torunları ile seyahat edebilmeli, spor yapabilmeli. Kâinatı var eden, Allah diyor ki; yeryüzü nimetlerini sizlere verdim istifade ederek bana gelin. Dünya bizim için bir nevi deney dünyası, gerçek dünya başka yerde… Allah nasip ederse büyük bir basın toplantısı yapacağım ve insanlara faydalı bilgiler aktaracağım. Gerçekten zengin yaşamak, sağlıklı yaşamak demektir. Yeryüzü var olduğundan beri, insanlık fakir gördü zengin gördü. Ama tek bir gerçek var; sağlıklı ve mutlu yaşamak. Bunun haricinde hiçbir gerçek insanlara mutluluk veremez.

*Bir gününüzü nasıl geçirirsiniz?

Bilinçaltım ile bedenimi yenileyerek geçiririm. Bedenimde olan, kâinatı ver eden o ilahi gücün zerresi Allah’ın dünyadaki bütün kullarında var. Bu ruh, bedeni her zaman yenileme imkanına sahip… Yeter ki doğruyu yapsın. O zaman da beden kendini yeniliyor tekrar gençleştiriyor. Bu da bedensel çalışma ile değil bilinçaltı çalışması ile oluyor.

"KUR’AN’DAN BAŞKA KİTAP OKUMAM"

*Hiç kitap okur musunuz?

Kur’an’dan başka kitap okumam. Kur’an’ı tekrar tekrar okurum, her defasında bir şeyler keşfederim. Ayet cümleleri delildir. Hep yeni bir gerçeği buluyorum ve bu bana kendimi yenilemem için imkan veriyor. Kuran’ı okuyan insan, onun içeriğini bilinçaltıyla bütünleştirdiğinde çok daha iyi anlar. Bedenimiz muhteşem bir organizasyona sahip. Ama bunu ancak bilinçaltı gerçeğiyle baktığında öğrenebilirsin.

*Nedir bu gerçek?

Rüyada her türlü olayı yaşıyorsunuz, neden bunları bilinç üstü gerçekleştirmeyelim? Sırlar insanın kendisinde.

*2012’ye inanıyor musunuz?

Hepsi hikâye. Bizi var edenin bir günü bizim bin senemiz ise ne vakit yok olacağımızı yine o bilir. Dünyayı yok edecek gerçekler dünyamızda. Kur’an’da bahsediyor başka yerde aramamıza lüzum yok; yanardağlar, tsunami dalgaları yeter yok olmamız için… Bunları lüzumsuz yere düşünerek, fikir beyanında bulunacağımıza mutlu yaşayabilmek için gerçeği öğrenmemiz lazım. Gerçek kendimizde. Ne çok para ne çok yemek insanı mutlu ve sağlıklı yapar. Azı karar çoğu zarar diye atasözü var.

*Siz neler yiyorsunuz?

İnsanlar için yiyecek ne varsa onları yerim. Daha ziyade, sebze, meyve ve balı tercih ederim. Bir elma, bir portakal, bir kaşık kadar da bal bana yeter bütün gün. Suyla da idare ediyorum. Tatlı limonum vardır, ondan üç tane alırım yanıma, çiftliğimizde traktöre binerim 4500 dönüm. Gece 24:00’e kadar, yalnız üç beş litre su içerim, başka bir şey yemem, bu günler haftalar devam eder. Ama bedenimden bir kayıp olmaz. Çünkü ruhla besleniyoruz biz, herkes bunu yapabilir. Yapabilmek için biraz kendinizi sevmeniz lazım.

*Nasıl yapacağız?

Mutlu yaşamak lazım. Mutlu yaşayabilmek için bedenin sisteminin, ruhun iyi beslenmesini temin etmek lazım. İnsan bedeninde sayısız merkezler vardır. Buna Uzak Doğu’da çakra derler. Yogi Kazım’ın sistemi 50 küsur senedir birçok şeyi ispatlıyor. Dünya tıbbının kaderi ile baş başa bıraktığı insanlarla bilgime uygun şekilde çalıştım, ruhları tedavi etti. Ruhları düzeltti ben değil. Ruh istemez ise dünyadaki hiçbir tıp otoritesi bir hastalığı tedavi edemez. Allah ruhumun zerresini insana verdim diyor. Dünyadaki bütün insanlarda bu gerçek var. Hepsi benim ruh kardeşim. Kimseyi kınayamam, ağır konuşamam. Yaparsam hata ederim. İnsan hata işlemişse onu yargılayacak yer mahkemelerdir. Hatası Allah ile kendi arasında ise onu Allah yargılayacak. Ben saygı duyarım. Saygı duyduğum için de bu güne kadar birçok deneylerden geçtim.

Böbrek üstü bezi olmadan, safra kesesi, dalak ve pankreasın bir kısmı olmadan yaşamaz dediler yaşadım ve sağlıklıyım. Belim de kırık, 12 cm boyum kısa ben hâlâ mutlu ve sağlıklı yaşıyorum. Sporumu yapıyorum ve insanlara ders veriyorum. Ruh bedende olduğu sürede, ruhun kendini yenileyip de bedeni besleyebileceğini ispat ediyorum.

*Siz YOKA’nın yanı sıra kayak yapmayı öneriyorsunuz ve bir de denizde terapi yapıyorsunuz…

Kayakta çok yararlı şeyler vardır. Deniz terapi beden için en sağlıklı tedavi şeklidir. Denizdeki çalıştığımız zaman yer çekiminden uzak olarak, vücuda çok büyük sağlık gelir.

*1920 doğumlusunuz değil mi?

Onların hepsini unuttum. 38 yaşından yukarı da çıkmıyorum aşağı da inmiyorum. Konuştuklarımın hepsini ispat ediyorum, etmeseydim bana şarlatan derlerdi. Geçmişteki geçirdiğim olaylar da benim için bir anı. Amacım fikir beyanında bulunmadan, mutlu, sağlıklı yaşamak ve insanlara örnek olmak, faydalı olmak. 1953’ten beri Avrupa basını beni tanıyor. Beni tanıyan o insanların hepsi ölmüş. 1953-54 senelerindeki Türkiye’deki basın mensuplarını söylesem isimlerini dahi bilmezsiniz. Yaşayanlar da ihtiyarlamışlardır… Rauf Tamer, o vakit gençti, delikanlıydı. Rauf’un oğlu Emir de talebelerimden. O da herhalde epey yaşlı şimdi.

*Cem Boyner’i tanıdığınızı söylediniz…

Cem Boyner talebemdi, babası Osman Boyner de manevi dostlarımdandı. Cem Boyner çocukluğumda bakımıma da girdi.

 *Siz kızmaz mısınız?

Yüzeysel kızarım. Hâkim olabileyim ve doğruyu yaptırabileyim diye kızarım. Örneğin bir öğrencim kaymak istemiyorsa, “kayacaksın” derim, biter. Sonra gelip boynuma sarılırlar, “hocam kayıyoruz mutluyuz” diye.

 

 

Loading posts...